Ölüm;ELİNE SARILDIĞIMIZ HAYATA VEDA ANI…
     
Kişinin keyfiyetine göre ölüm;bazen yaz gecelerinden esen tatlı ve ılık seher yeli,bazen kışın kopan fırtına,bazen gül bahçelerinde süzülüp gelen bülbül sesi,bazende bır şimşek darbesidir….Ölüm saati gelip cattığında ortalığı bir hüzün kaplar..Vakit dönüşü olmayan bir ayrılığın sabahıdır…Bir yaprak düşer yeşil dalından,bir gemi ayrılır bir limandan,bir kafile dizilir yola,bir bahçe teslim olur sonbahara…Gurbetle sıla arasındaki inçe çizginin titreştiği demdir ölüm…Gidenin ardından her şey bir sır gibi kalır yerinde…

 
veyada (NECİP FAZILIN)İFADESİYLE;
                                      ”’Hasret yerınde kalır ve biz çekip gideriz”’
                                        Rüzgarlar uğuldar yağmurlar yağar yine…
                                       Her mevsim değişmeye,kalanlarsa yasamaya devam ederler pervazsızca…
                                       Gül yine kokar,nehirler yine akmaya devam eder…

   Kainat yaratıldığı gibi yerli yerinde durur,fakat ölüm emelin aldatıçı yüzünü bütün çıplaklığıyla ayan eder…Bir insanın yaşayıp yaşayamadığı,ölümünden sonra anlaşılır…İnsanoğlu genellikle dunyanın bir gurbet,bir misafirhane olduğunu unuttuğu veya dünyaya yabanıl baktığında iş işten geçmiştir….

   Ölümmmmmm hayatın kafiyesidir…Bu hayata güzellik katan öyle bir kafiyedirki,insanın başıboşlukluğun vede manasızlığın cenderesınden çekip alır….Bitip tükenmek bilmeyen arzuların gölgesinde yaşayanlar kulak ferin bençe  daha geç olmadannnnnn….

Çok merak ediyorum acaba ölünçe son sözümüz ne olacak ???????

efet biliyorum biraz acayip yazı oldu

     (ARmaDA)