Bu akşam yazıya başlamadan önce Cem YILMAZ’ın eski gösterilerinden birine rastladım youtube’de.

Bir sergiyi dolşaıyor Cem YILMAZ ve gözü bir resme takılıyor.Gördüğü bu karışık,allakbullak sanat eserine bir anlam veremiyor.Arkasından dudağının kenarında pipo olan entel şapkalı bir beyfendi yanaşıp hafifçe kulağına bak aşkı ne güzel anlatmış resimde ressam diyor.Cem YILMAZ’da hadi lan boyası bitmiş adamın diyor.Çok güldüm buna.

Ama düşünmedende edemedim.O dudağının kenarında pipo olan ve entel şapkalı beyfendi sizce haksızmı.Onun bakış açısı pencerenin hangi köşesinden?Evet bir filmi izlerken,bir tiyatro oyununda,bir futbol maçında vs…İzleyenler o anda aynı şeyi görür ama aynı duygu ve düşünceleri hissedemezler.O dudağının kenarında pipo olan ve entel şapkalı beyfendi hayatın hangi penceresinde? Konumuzun kahramanı hangi penceresinde?

GÜNÜN ŞİİRİ

Sustu Another Life gazinosu
Sustu şarkılar,
Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
Sustu Peramos’un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya,
Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar,
Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya.
Bu medar ikliminin tenha gecesinde
Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut
Sardı bu sızı
Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı
Sapsarı bir şüphe sarar ya işte öylesine berbat bir hal var.
Hiç bir şey düşünmek istemiyorum, hiç bir şey
Ama dördüncü tarassut kulesinde
Bir şüpheli sinyal var
Hayır hayır yalan bütün bunlar
Artık ne kadere inanıyorum ne fala
Yalan söylüyor o falcı kadın
O hintli parya.
Ben yalnız sana inanıyorum
Yalnız sana, MARYA…
Beni kahrediyor böyle geçen her gece
Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer
Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener.
İnan ki sevgili MARYA
Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder
Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük
Ve hepsi angarya.
Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum
Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda
Pol’un ebedi matemine rağmen
Virjini olabilirdi bu vapurda
Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun.
Baharda geleceğim diyordun hani
Haydi gel daha ne bekliyorsun işte mevsim bahar ya.
Fırçam neden böyle titrer bilir misin?
Ve neden resimlerimde fon sapsarı
Anlıyorsun değil mi yavrum
Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun
Bu tropikal zehir, Bu müzmin malarya,
Sensiz nasıl da boş iskele, sensiz nasıl da tenha şehir
Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde
Koydan yıldızları çalmışlar bir bir,
Yine de birkaç çımacı, birkaç palikarya.
Ama kim düşünür yıldızları,
Yüzbaşı Arnold’u vurmuş yerliler
Matemler içinde tekmil batarya.
Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer
Birer birer kaybolmaya mahkum, birer birer
Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz
Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz.
Nasıl, ağlıyor musun MARİA? ..
Sil gözlerini, sil yavrum
Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
Aşkımız var ya.

(Bekir sıtkı ERDOĞAN)

ALT YAZI

Priam  : Bazen düşmanlar bile birbirlerine saygı duyarlar.

Achilles  : Oğlunu alıp gittikten sonra,tekrar düşmanımsın.

Priam  :   Hala düşmanımsın.

(Troy,2004)

Gidilecek Filmler   :

 Son Cellat

Son Cellat

12 Eylül sonrası askeri cunta yönetimi sırasında, savcı Yusuf ile arabacı Yusuf’un, dönemin eylemci gençlerinin de tutuklu bulunduğu hapishanede gelişen dostluklarını anlatıyor.

Konu: Savcı Yusuf (Atilla Saral), devrimci-eylemci oğlu Emre (Haill Kızbaş) ile sürekli bir çatışma halindedir. Baba ile oğlu arasında kalan anne Pervin (Jülide Kural) ise, ne kadar çabalasa da ikisi arasındaki gerilime engel olmaıyordur. Bir gün, anne-babanın korktuğu başlarına gelir ve oğullarını bir çatışmada kaybederler.

Bu acı, anne-babanın da yollarını ayırmalarına neden olur. Yusuf, oğluna sergilediği katı tavırlar nedeniyle suçluluk duygusuna kapılmış, ağır bir travma geçiriyordur. Geçirdiği duygusal değişimle, evde bulduğu oğluna ait “özgürlük” afişlerini sokaklara asmaya çıkar. Ancak oğlunun arkadaşları ile giriştiği bu eylem sırasında yakalanır ve bu çatışmada gerçekleşen bir asker ölümü de Yusuf’un üzerine kalır. Yusuf, artık idamla yargılanan bir mahkumdur.

Öte yandan, hapishanede Yusuf’un koğuşunda yatan arabacı Bayram, cezaevinin en saf, en zavallı mahkumudur. Hasta beygiri Yasemin ile beraber arabacılık yaparken, uzaktan bir akrabası ile evlendirilmiştir. Karısını bir gün başka bir adamla beraber yatakta ölü bulur. Cinayetle suçlanarak hapse atılan Bayram, koğuşta da itilip kakılmaya devam eder.
 

ISSIZ ADAM

Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film.

Konu: Alper, 30’lu yaşlarda, kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki bir kitapçıya girmesiyle değişir, Ada’yla karşılaşır. Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içersinde Ada’ya yer açtıkça, yaşamının daraldığını fark eder.

                                                      (thenderdorme)