(*)
(cuma):ÖNCE ÖĞRENMESİNİ BİLMELİ,SONRA DİNLEMEYİ BİLMELİ VE NİHAYET KONUŞMASINI BECERMELİYİZ.

GAZİANTEP


SİNEMA: YILIN BAŞKANI

KİTAP: TERMİNAL

Karanlıkla birlikte, o yalnız, o uzak şehre kim bilir kaçıncı kez bir otobüs hızıyla dalarken kim olduğunu bilmediğim ama babamın hayatında çok derin bir yeri ve o yerin de çok değerli olduğunu anladığım kadını bu defa acaba bulabilecek miyim diye kim bilir kaçıncı kez düşündüm. Ve kim bilir kaçıncı kez elimdeki tek ipucu olan siyah beyaz, kenarları yıpranmış, çatlamış, arkasındaki imza ve tarih silinmeye yüz tutmuş fotoğrafı cebimden gayrı ihtiyari çıkardım. Fotoğrafa yeniden baktığımda her defasında gördüğüm, sakin, dingin bakan gözlerinden başka, bu defa dudakları dikkatimi çekti. Dudağının kıyısındaki ince kıvrım, hafif tebessümle birlikte, umutsuzca, beklenen sonla karşılaşmış, bunu kabullenmiş, yaşamaya alışmış, alışmasa da alışmaya çalışmış bir yüz ifadesini anlatıyordu insana. Kafamı fotoğraftan kaldırıp camdan dışarı çevirmemle, şehrin solgun ışıklarıyla birlikte sokak lambalarının çevresinde oluşan ışık çemberlerinin karanlıkla buluştuğu çizgideki ifadeyi kadının dudaklarında gördüğüm kıvrıma benzetmem bir oldu. Defterlerinde, karman çorman edilmiş kağıtlarında tuttuğu notlarda hep “O” diye bahsedilen kadını, sanki terminalde iner inmez bulacakmışım ve sözleşmiş gibi terminalin bekleme salonuna salına salına gidecekmişiz, oturup babamı soracakmışım, O ise bana o fotoğrafından bildiğim bakışıyla bakıp anlatmaya başlamadan önce derin bir iç çekecekmiş, çektikten sonra gözlerini dinlenme salonunun kapısına dikecekmiş, ben de kafamı oraya çevirdiğimde babamı görecekmişim, babam yanımıza gelip masamıza oturacak, hiçbir şey söylemeden omzuma elini atıp, “birbirinizi bulacağınızı biliyordum” demek istercesine bakacakmış gibi geldi. Bir dudak kıvrımı gözlerden daha çok şey anlatmış da ben de buna inanmış gibi terminale varıp da eski bir alışkanlıkla tüm yolcuların ardından otobüsten en son inip gözlerimi terminalin büyük camlı bekleme salonuna çevirdiğimde önünde yarılanmış çay bardağı, çantası, yanındaki sandalyenin üzerine bırakılmış mantosuyla O’nu bana bakarken gördüm. O’nun da bana beni tanımak istercesine baktığını gördüm ya da dudak kıvrımı bana öyle hissettirdi.