Archive for Kasım, 2008

GURUR

Geride Biraktim Sonbahari;hüzünle akip giden Zamani.!

Sensiz gecen günlerimi yasadim saymiyorum..

Sensiz aldigim hic bir Nefeste Hayat yokktu sanki..

Nekadar zormus seni böyle görmek..

Ellerin soğuk yüzün solgun,Gönlün yorgun Düsmüs..

Inanmazdim biri anlatsa senin bu Halini..

 Öylece bakyiorsun simdi gözlerime..Öylese dinle bakiste geldim,,Gurumu kendi ellerimle kiripta 

 Ellerin soğuk yüzün solgun,Gönlün yorgun Düsmüs..

 Bir ben Yasanmislarin bedelini ödüyorum sanmistim.

Oysa senin payina düsen fatura..Cok daha agir yüklenmis Canina.. 

Neden biz böyle olduk?

 Hani birbirimizi Seviyorduk.

Oysa ardina bakmadan, seven kapiyi caripip gidermi 

Hic aramaz, özlemez..Merak etmezmi..

Yoksa yikilasi, olmaz olsun Gururumuz..Bunadami engel oldu..

Hadi ya Ben Sana yetisemeseydim..

Düsündüklerimi Gözlerine Bakarak degilde..

 Mezar tasina sarilarak anlatsaydim..

Degermi bir Gurur ugruna,, Var Zamani yok sayipta Mezar tasina sarilip pismanligini haykirmaya.. 

Iste Iste geldim…Ne biraz erken nede cok gec kalmis bir Vaziyete

 Tüm Insanligimla sevgimle..Ve Gurumu Gözyaslarimla yok ettimde geldim..

Simdi Sen öylece baksanda, Dudaklarindan bir Kelam cikmasada.. 

Icin Rahat olsun Ben gecmisi sildimde geldim..

Seni özümseyip Sevdimde Geldim…

DipNot: Gururunuz Sizi er yada gec Keskeler ile cümle kurmaya baslatacakdir Malesef Zamanda Buna eslik edip akip gidecekdir..Hic birseye Gec kalmadan Sevdiklerinizi Bagriniza basin..Cünki onlarda birgün Zamanla yok olup Gideceklerdir.

Söz:(güvecin) Siirde emegi gecen (Armada) abime cok tsk eder saygilarimi sunarim..

Yapayalnız Kalmıştı Çölde

 

Allah’a dayanmanın, ondan gelene razı oluşun en güzel örneğidir çöldeki anne. Çocuğu için çırpınan ve şüphesiz inandığı, “O bize yeter” dediği yaratanın vadini tek başına arayan muhterem kadın, asırlar sonrasına uzanan bir lutfa muhatap olandır. Çölden çıkan sadece su değildi, teslim olmanın abideleştiği bir kutsanmışlığın ödülüydü o.

 

Bu ay sizlere çok özel bir hanımdan bahsetmek istiyorum. Hayatı asırlardı insanlar tarafından anlatıla gelmiştir. O teslimiyet ve sabırda abideleşen yüce bir ruha sahipti. Cariye pozisyonuna düşürülmüştü fakat asaletle yaşamış bir kral kızı idi. Mısır’ın yerlisi olan Kıptî bir ailedendi. Firavun’dan önceki Mısır kralının hanedanına mensuptu. Bu asaletine bir de peygamber hanımı olmak eklenmişti.

Cenab’ı Hakk’ın ismini yücelttiği ve Hz. İbrahim’e eş kıldığı bu kutlu hanım Hz. Hacer annemizdi.

Hz. İbrahim’e inanmış ve imanda kemale ermiş; bunu çetin imtihanların karşısındaki sabır ve sebatı ile ispatlamış yüce bir insandı. Allah’a teslimiyeti zirvede yaşamış bir güzel kuldu Hacer… Asırlardır bütün müminler kutlu beldelerde hala onun sünnetini hac ve umre ibadetinin bir rüknü olarak işlemektedirler. Allah onu sevmiş ve müminlere de sevdirmişti.

Firavun Hz. Hacer’i Hz. Sare’ye cariye olarak vermişti. Hz. Sare İbrahim (a.s.)’ın ilk eşi idi. Hz. İbrahim ve Hz. Sare’nin yaşları epey ilerlemiş ve hala çocukları olmamıştı. İbrahim (a.s.) Cenabı Hak’tan Salih bir oğul istiyordu. Bunu bilen Hz. Sare İbrahim (a.s.)’a Hz. Hacer’i bağışlayarak “Ben onu gösterişli bir kadın oalrak görüyorum. Sen onunla evlen. Umulur ki Allah ondan sana bir oğul nasip eder” dedi.

Nitekim bu evlilikten Hz. İsmail dünyaya geldi. Hz. Sare İsmail (a.s)’ın doğumundan sonra Hcer’i kıskanmaya başladı. Hikmeti ilahi, Cenabı Hak İbrahim (a.s9’a Hacer ve oğlu İsmail’i alıp bu günkü Belde-i Haram’ın olduğu yere götürmesini vahyetti. Hz. İbrahim bunu Hacer annemize söylediğinde imtihan vesilesi ve sabır abidesi şu cevabı veriyordu: “Bir efendi ki, kölesini bir ömür beklesin. Onun rızkını versin. Hastalandığında sağlığı göndersin. Ve kölesinden br şey istesin, sonra da köle bunu reddetsin. Bu olacak iş değildir.” Hacer rabbine teslim olmuştu. Yalnız bir kadın… Allah’tan başka ne bir destekçisi ne yardımcısı vardı. Aciz bir kadın… İtaat, güven ve sabır imtihanlarında bile depresyona giren, hayatı kararan pek çok insan bulunuyor. Halbuki bu dünya bir imtihan dershanesi ve her yaşayan imtihanlardan geçerek hayatını tamamlayacak. Önemli olan bu hayatı Allah’a teslim olarak ve iman çizgisinde kalarak yaşayabilmek. Kadere itiraz etmenin insanı sadece sıkıntı girdaplarına sürükleyeceğini bilerek hayata tevekkülle devam edebilmek. Nefsi ve evladı ile imtihanı en uç noktada yaşayan Hacer annemizden örnekler alarak bu yola devam edebilmek ne güzel olurdu!

İbrahim (a.s) Cebrail’in de refakatiyle Hacer annemiz ve henüz küçük bir bebek olan İsmail’i bugün Kâbe ve zemzem kuyusunun bulunduğu yere getirip, yanlarında içi hurma dolu bir dağarcık ve su dolu bir kırba ile orada bir ağacın altında bıraktı. Kuş uçmaz kervan geçmez bu çöl ortasında yapayalnız kalacak olan Hz. Hacer çocuğunu yere yatırıp ağlamaya başladı. O sırada bir ses işitti: “Kalk ey Hacer! Sana ne oldu? Senin rabbin ağlayan çocuğun sesini işitti. Kalk çocuğunu yerden al ve ona iyi bak. Çünkü rabbin onun neslinden ümmi bir peygamber getirecek.” Sesin sahibi Cebrail idi. Hz. Meryem’den 2 bin yıl kadar önce Cebrail (a.s) Hz. Hacer’e seslenmişti. Hacer annemiz hemen kalktı ve İbrahim (a.s)’ın ardından seslendi. “Ey İbrahim, bizi bu ıssız vadide bırak nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki ne görüşülecek bir kimse var ne de bir hayat eseri” Hz. Hacer sözlerini tekrarladıysa da Hz. İbrahim cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Hacer: “Yoksa bizi buraya bırakıp gitmeni Allah mı emretti?” diye sordu. İbrahim (a.s): “Evet Allah emretti. Ey Hacer, Allah’tan daha büyük ve koruyucu yoktur. Size murat ettiğini gerçekleştirecek O’dur. Elbette Onun emriyle sizi bırakıyorum. O sizinle olduktan sonra keder yoktur.” Dedi. O anda tevekkül ve teslimiyetin zirvesindeki Hacer “Allah bize yeter. O bizi bırakmaz, terk etmez. Tıpkı çölde hayvanları beslediği gibi, yetimleri, garipleri koruduğu gibi bizi de zayi etmez. O ne güzel vekildir.” Diyerek teslim oldu. Daha sonra İbrahim (a.s.) yüzünü bugün Kâbe’nin bulunduğu yere doğru çevirip dua etti: “Ya Rabbi! Ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanına namazlarını dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Şükretmeleri için onarlı meyvelerle rızıklandır.” (İbrahim suresi-37)

İmanın en önemli işaretlerinden biri de güven ve teslimiyettir. Büyük bir peygamber ve onun saliha eşinin teslimiyetleri asırlar sonra gelen insanlar için en güzle örnek olmuştur. Peygamberler ve müminler hep çetin sınavlara tabi tutulmuşlardır. Her olayı yaratan Allah’tır. Müminleri yardımsız bırakmaz ve ahirette mükafat vereceğine dair vadi vardır. Gerçekten iman edenler sabretmiş ve sabrı tavsiye etmişlerdir.

İşte Hz. İbrahim gitmiş ve Hacer annemiz bebeği ile yapayalnız kalmıştır. Çöl ortasında kurak bir yer. Kuş dahi uçmuyor çünkü su yok. Bir kırba sı ne kadar idare ederdi ki! Hz. Hacer bebeğinin ölmesinden korkuyordu. Etrafa bakıp su aradı. Bir Safa tepesine bir Merve tepesine koşuyordu. Hacer’in aradığı su değildi, Allahu Teala’nın vadini arıyordu. “Ey yüceler yücesi! Sana dayanıp güvenenleri darda bırakmazsın. Daralanlara genişlik veren de sensin.” Diyerek dua ediyordu. İşte Cenabı Hakk’ın ikramı ile zemzem fışkırıyordu kurak topraktan. O günden bu zamana dek zemzem içenlerin hayır duaları Hacer’in defterine yazılıyordu.

Rabbimizin kullarına ihsanı boldur. Önce bir keder, ardından safa gönderir. Unutmamalıdır ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Bu ilahi kanunu rahatlık içinde yüzen ve hala kadere isyan eden hanımların bilmesi ve Hacer annemizin teslimiyet ve tevekkülünden ders alması gerekir. Cenabı Hakk’ın bütün kullarını aynı titizlikle koruduğu da unutulmamalıdır.

Daha sonra Hz. Hacer evladı ile de çetin bir imtihana tutulacak ve yine rabbine olan güveni ile dimdik ayakta duracaktı.

Bu kutlu hanım, Hacer annemiz şu anda Kâbe’nin Hicr mevkiinde oğlu İsmail (a.s.) ile meftun bulunmaktadır. Cenabı Hak onların gönül âlemlerindeki güzelliklerden bizlere de lutfetsin. Onlardaki kulluk şuuru ile bizleri de donatsın ki iki âlemde de izzete erenlerden olalım. Vesselam.

(ezel)

Hayat…

Öyle zaman oluyor ki, hayattan aldigim asiri haz yüzündan ölecegim saniyorum(Salvador Dali)

 

Ilginc bir söz degilmi? Acaba insanin hayatta böylesine bagli olmasi milyonda birde olsa,

birileri bir yerlerde bu duyguyu yasayabiliyor!

 

Ben cok mu uzagim bu duyguyu yasamaktan?…

Ama biliyorum ki bu duyguyu tek yasayan ben degilim…

 

Hayattan nicin tat haz alamiyoruz? Sükretmesinimi bilmiyoruz? Bize verilen nimetlerin mi degerini bilmiyoruz?

 

Hayat aslinda bir mucize bir yolculuk….

 

Psychosclerosis…daha once duymusmuydunuz? “aliskanliklarin/Fikirlerin’ katilasmasi ve sabitlesmesi…evet hayati sabitlestiriyoruz…hayat aslinda Renklerden olusur ve renkler sürekli degisir… fakat cogu insan bu degisimi fark etmez..cünkü gözümüz beynimiz sabitlesmis..

 

Günler geciyor zaman kar gibi eriyor… ama bugün yeni bir gün…hayat yeni bir yolculuga ilk adimlarini atiyor…bu yol beni nereye götürecegini henüz daha bilmiyorum…ama yolculuga cikmak isitiyorum…

 

 

Allahim bana degistirebilecegim seyleri degistirmek icin güc, degistiremeyecegim seyleri kabullenmek icin sabir, ikisi arasindaki farki ayirt etmek icin akil ver lütfen…

 

 

Hayati acisiyla hüznüyle mutluluguyla herseyiyle yinede seviyorum….

 

 

Lenda

bir kadın tanıdım!

bir kadın tanıdım gözleri kocamandı sözlerinde yüreğinden kopan fırtınalar vardı
çok biliyordu. bilgisi ufacık yüreğinde kocaman beklentilar besliyordu dokunmak istemedim ağlayabilirdi her an
bir gecede onun için yatmadım ama hiç bir şey anlatamadım sırf onu dinliyeyim diye. İçindeki tüm beklentilerini, garezlerini sözleriyle üzerime kustu O kustu ben iğrendim dünydadan. Haklıydı aslında, ama oda dünyalıydı
 bir gece olsun uçtum kanatsız ve bedensiz kendimi bir kayıt kutusu yaptım sırf anlayayım diye. Varlığı kulaklarımdaki sesti. Oysa sesin ardında umudlarını günden güne eriten ağrı dağı büyüklüğünde derdi olan biri vardı. 
 Elle tutamıyordum soyut bir şeydi. Kimdi? aslında onca dinlememe rağmen hala tanımıyorum
   Hani anlatırsın rahatlarsın derler ya, ilk defa o gece inanmadım anlattıkça anlaşılmamanın hınçlığı büyüyordu sözlerinde Bazen utandım, bazen kızdım ama hiçbir şey  diyemedim gecenin sessizliği bozulmasın diye. 
 oda birini seviyordu ancak niçin sevdiğinide anlamaya çalışıyordu Anlatırken yüreğiyle sözlerinin çelişkisinde boğuluyordu Yüzüne vurmak istedim içim sızladı
 konuştu konuştu konuştu… tatmin olamanın anlaşılamamanın tereddütü sözlerinde gizliydi
 saat gece 3:00 oldu sokaklar sessizdi  odama sessizliğin sesi doluyordu ürktüm bir an…
O konuşurken ben de kendimi sorguladım tüm içtenliğimle yanlışlarımı birer birer bulmaya çalıştım
Aslında o bendim beni anlatıyordu ama ben gibi sakin olamıyordu. eşşeğini sağlam kazığa bağlayanların inadına tüm kazıklara dinamit koyuyordu
 O gece.. evet o gece anladım benimde dışımda bir dünya var . benim gibi algılayan benin gibi düşünen birileri daha var kıtalar boyu uzak olsada
ikizimdi kimbilir yada ben öyle anlamak istedim. Aslında o ana kadar bana en yakın insanla konuşuyordum belkide!
  şimdi yolda yürürken çalışırken her gördüğüm insanı onun gibi mi acaba? diye düşünmekten kendimi alamıyorum .Oysa hiçte yüzünü tasavvur edemiyorum gördüğüm tüm genç kızların yüzüne bir parça onu yerleştiriyorum.
Hey dünya!..  bağrında ne volkanlar  taşıyorsun. Dokunmasan bile patlayacak dokunsan senide yakacak..
 avazımın çıktığı kadar bağırmak istiyorum ama nafile…..
  ruhunun fırtınasını dindiremeyenlerin isyanını duydum. Bütün özlemiyle açlık çekeni. Açlığını giderecek besinini bulamayanları.
 aşkın kanaatsızlığıydı aslında yüreğinden taşanlar. belliki dürtüsünü beyniyle tatmin edemenin üzüntüsünü, hayal kırıklığını anlatıyordu Oysa bir yerde durmalıydı
sakinleşmeliydi ama park edecek birini bulamıyordu. Bulamamanın sorumluluğunu insanlarda arıyordu.

Oda beyaz atlı prensini bekliyordu. Geç kalmıştı beklediği yolcu yada o acele ediyordu sabırsızdı. birlerine yetişmenin telaşı yoktu ama ruhunu sakinleştirecek samimi bir omuza başkoymak istiyordu O anlatmadı ama ben anladım sözlerinin arasındaki nefes alışlarından.
    Aslında çok  iyi anladım ama anlamaya çalışıyormuş gibi davrandım, korktum çünkü. Deşifre oldum kompleksine kapılmasın diye
 saat 5:00 oldu yatıyorum panel ekran kapandığında yapayanlızlığımla başbaşa kaldım bütün anlatılanlar bir rüzgardı ve kesildi. Artık kasırganın yol açtığı hasarlarımı toparlayıp
normal hayata dönmeye çalıştım
   Gözlerimi açtığımda herşey çok değişmişti gece yaşadıklarıma bir rüya muamelesi yaptım ve işime gittim her zamanki gibi..
 
BUNLAR YANSITABİLDİKLERİM YANSITIRKEN KAYIPLARIM ÇOK OLDU SİZ ALGILARKENDE OLACACAK SAYGILAR…  

mehmet 

NANKÖRLÜĞÜN SONU

Hz.Peygamber Efendimiz(s.a.v) anlatıyor:

-’İsrailoğullarından üç kişi vardı:Biri ala tenli,biri kel,biri de âma.Allah bunları imtihan etmeyi diledi.Bu maksadla onlara insan sûretinde bir melek gönderdi.

Melek öndce ala tenliye gelerek,

-’En çok neyi seversin?’diye sordu.Adam,

-’Güzel bir renk,güzel bir ten verilmesini,insanları benden tiksindiren şu halin gitmesini,’dedi.Melek onun vücudunu meshetti;çirkinliği gitti,güzel bir renk,güzel bir ten sahibi oldu.Melek ona tekrar,

-’Hangi mala kavuşmayı seversin?’ diye sordu,Adam,

-’Deveye!’dedi.Ona on aylık hamile bir deve verildi.Melek,

-’Allah bunları sana mübarek kılsın!’deyip kayboldu ve kelin yanına geldi.Ona,

-’En çok istediğin şey nedir?’diye sordu.Kel,

-’Güzel bir saç ve halkı benden nefret ettiren şu halin benden gitmesini istiyorum’dedi.Melek,kelin başını elleriyle meshetti,adamın kelliği gitti.Kendisine güzel bir saç verildi.Melek tekrer,

-’En çok hangi malı seversin?’diye sordu.Adam,

-’Sığırı!’dedi.Kendisine hamile bir inek verildi.Melek,

-’Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!’diye dua etti. Sonra gözleri âma olan adamın yanına gitti.Ona da,

-’En çok neyi seversin?’ diye sordu.Adam,

-’Allahın bana gözlerimi vermesini ve insanları görmeyi!’ dedi.Melek onun da gözünü meshetti,Allah gözlerini iade etti;gözleri görmeye başladı.Melek,

-’En çok hangi malı seversin?’ diye sordu.Adam,

-’Koyunu!’ dedi.Ona hamile bir koyun verildi.

Derken deve ve sığır yavruladı,koyun kuzuladı.Çok geçmeden birinin bir vadi dolusu develeri,diğerinin bir vadi dolusu sığırları,öbürününde bir vadi dolusu koyunları oldu.

Sonra melek,ala tenliye,onun ilk haline bürünmüş ala tenli birisi olarak geldi ve,

-’Ben fakir bir kimseyim,yolda kaldım,yola devam etme imkânım yok.Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse de yok.Sana şu güzel rengi,şu güzel teni ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni istiyorum.Ver ki onunla yoluma devam edebileyim’ dedi.Adam,

-’Olmaz;onda nicelerinin hakları var,’ dedi ve yardım talebini reddetti.Melek de,

-’Sanki seni tanıyor gibiyim.Sen daha önce ala tenli,herkesin kendisinden nefret ettiği fakir birisi değil miydin?Allah sana sıhhat ve mal verdi’ dedi.Ama adam,

-’Ben bu malı benden öncekilerden miras olarak aldım’ diyerek onu tersledi.Melek de,

-’Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin.’ dedi ve onu bırakarak kelin yanına geldi.Aynı şeyleri ona da söyleyip yardım istedi.Kel de ,ala tenli gibi yardım yapmayı reddetti.Sahip olduğu şeyleri kendisinden elde ettiğini söyledi.Melek ona,

-’Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin,’ deyip,gözleri âma olanın yanına vardı.Ona da kendisinin ilk haliyle gözleri görmeyen bir insan sûretinde gelerek,

-’Ben fakir bir adamım,yolcuyum,yola devam etme imkânım kalmadı.Bugün,evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek kimse yok.Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum.Ver ki yoluma devam edebileyim.’ dedi.ÂMA OLAN ADAM CEVABEN,

-’Benimde bir zamanlar gözlerim görmüyordu.Allah gözümü iade etti,fakirdim mal verip zengin etti.İstediğini al,istediğini bırak.Vallahi,bugün Allah adına her ne alırsan,sana zorluk çıkarmayacağım.’ dedi.Melek de,

-’Malın hepsi senin olsun.Sizler imtihan edildiniz.Allah senden razı oldu,diğerlerine gazap etti’ dedi ve gözden kayboldu.

 

Yunus Emre ne güzel demiş:

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi.

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan. 

Bütün mülkün asıl sahibi yüce Allah’tır.Can ve mal insana emanettir.İkiside şükür ister.Değişik imtihanlarla herkesin nimete şükür seviyesi ölçülür.Nimete şükür üç şekilde olur:

1.Nimetin asıl sahibini bilmek ve nimete sevinmek.Bu,yüce Alla’a imanı ve muhabbeti gerektirir.

2.Verdiği nimet ile sahibine isyan etmemek.Bu,haramları terk etmeyi ve bütün varlığı ile yüce Allah’a ibadet yapmayı gerektirir.

3.Nimeti diğer insanlarla paylaşıp onların da şükrüne vesile olmak.Bu da can ve mal ile cömertlik yapmayı gerektirir.Bunun adı cömertlik ve hizmettir.

Yüce Allah bizlere sayısız nimetler vermiştir,fakat rahmetiyle acıyıp bizden gücümüz kadar şükür istemiştir.Eğer nimetlere tam hakkıyla şükür isteseydi,bütün kulların işi zordu.

Allah Teâlâ buyurur ki:

”Eğer Allah size verdiği malları isteseydi ve sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz ve bu da sizin içinizdeki kini çıkarırdı.Sizler size verilen malın bir kısmından Allah yolunda harcamaya  çağrılıyorsunuz.Buna rağmen içinizden kiminiz cimrilikediyor.Kim cimrilik ederse,kendi zararına cimrilik etmiş olur.Allah zengindir,siz ise fakirsiniz.Eğer (O’nun emirlerinden) yüz çevirirseniz,yerinize sizden başka bir toplum getirir;onlar sizin gibi olmazlar.”

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) buyurur ki:

”İman ile cimrilik  bir kulun kalbinde asla bir arada bulunmaz.Mümin cimri olamaz.”

KADINLAR VE ERKEKLER

Kadın: Kişiliğimiz kullandığımız arabanın beygir gücü ile doğru orantılı olarak değişmiyor
>>Erkek: Sizin kişiliğiniz beraber olduğunuz erkeğin cüzdan gücü ile değişiyor

>>Kadın: Kırmızı ışıkta yanımızdaki arabanın bizden önce çıkması yada bir aracın bizi sollaması hiçbir şey ifade etmez
>>Erkek: Bizim için de çevremizde diğer hemcinsimizin sahip olduğu mücevherat veya üzerindeki pahalı giysi hiçbirşey ifade etmez

>>Kadın: Kas olacak diye bir zorunluluğumuz yok
>>Erkek: Selüloitler olmayacak gibi bir zorunluluğunuz var ama…

>>Kadın: Aşık oluyoruz korkmadan.
>>Erkek: Biz de oluyoruz…. azıcık ödümüz patlıyor ama sebep olanlar UTANSIN

>>Kadın: Evde, banyoda, kıl-tüy dökmeyiz.
>>Erkek: Küvetteki, lavabodaki, yataktaki ve yemekteki saçların çoğu size ait.

>>Kadın: Her sabah tıraş olmak zorunda değiliz.
>>Erkek: Valla ben tıraş olmayı ağda yaptırmaya tercih ederim şahsen.

>>Kadın: Biri birimizin ağzını yüzünü kırdığımız sporlar yapmıyoruz.
>>Erkek: Vahşi bakışlarla birbirinizin gözünü oyduğunuz kıskançlık, haset, çekememe sporlarıyla yeterince uğraşıyorsunuz.

>>Kadın: Hiç iki kadının silahla oynarken birbirini vurduğunu duydunuz mu?
>>Erkek: Hiç iki erkeğin “aman tanrım benim elbisemin aynısını giymiş” diye mahvolduğunu duydunuz mu?

>>Kadın: Horlamıyoruz
>>Erkek: Halt etmişsiniz, hatta hıçkırmıyor, geğirmiyor ve hapşırmıyorsunuz da. Yoksa siz insan değil misiniz?? Size Afrodit diyebilir miyim?

>>Kadın: Az bildiğimiz bir şey üzerinde çok fazla konuşabiliriz.
>>Erkek: Yani çok konuşup hiç bir şey söylemezsiniz

>>Kadın: Birbirimize eşek şakaları yapma adetimiz yoktur.
>>Erkek: Çevrenizde ki diğer hatunlar hakkında senaryo dedikodular üretme alışkanlığınız var ama

>>Kadın: TÜKÜRMEYİZ
>>Erkek: KIRITMAYIZ!!

>>Kadın: Sanat eserlerinin %90′ı kadınlardan esinlenilmişdir.
>>Erkek: Sanat eserlerinin % 90′ı erkekler tarafından yapılmışdır.

>>Kadın: Uzağa işeme, uzağa tükürme, yüksek sesle geğirme gibi aptalca karizma krikolarımız yok
>>Erkek: Ortamın en güzeli olma, en zayıf olma, en pahalı giyineni olma, en zengin kocayı bulma gibi krikolarınız var ama

>>Kadın: Askere gitmiyoruz
>>Erkek: Hamile kalmıyoruz

>>Kadın: Kol saatimiz de aynı zaman da hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olması gerekmiyor.
>>Erkek: Çantamızda ruj, allık, pudra, yedek çorap,ıslak mendil, vs taşımamız gerekmiyor.

>>Kadın doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günleri parmağımıza kırmızı iplik bağlamadan da hatırlayabiliyoruz
>>Erkek: Ütüyü fişde, yemeği ocakta, arabanın anahtarını kontakta unutmuyoruz. Bunlar daha faydalı…..

>>Kadın: Ortalıkta alakasız her türlü nesne ve sözcükten cinsel çağrışımlar çıkarıp günün yarısını seks düşünerek geçirmeyiz…
>>Erkek: Valla geyik olsun diye yapıyoruz. Hem siz günün yarısını güzelleşmeğe çalışarak geçiriyorsunuz. HANGİ AMAÇLA : ))

>>Kadın: Kel olmuyoruz (pu ha ha ha)
>>Erkek: AMA GÖĞÜSLERİNİZ SARKIYOR!!! (ALINTI)

Kadınlar Kaça Ayrılır

HARD-DISK tipi kadın:
Her şeyi hafızasında saklar.

RAM tipi kadın :
İşiniz bittiği anda sizi de unutur.

WINDOWS tipi kadın:
Herkes hiçbir şeyi doğru dürüst yapamadığını bilse de kimse onsuz yaşayamaz.

EXCEL tipi kadın:
Söylendiğine göre bir çok kabiliyeti olmasına rağmen bir çok kimse basit ihtiyaçlar için kullanır.

SCREENSAVER tipi kadın :
Eğlendirmekten başka hiçbir işe yaramaz.

INTERNET tipi kadın :
Erişilmesi zorlu olan tiptir.

SERVER tipi kadın :
İhtiyacınız olduğundan her zaman meşguldür.

MULTIMEDIA tipi kadın :
Korkunç şeylerin güzel gözükmesini saglar.

E-MAIL tipi kadın :
Her 10 sözünden 8′i anlamsızdır.

VIRUS tipi kadın :
Bir başka ismi de “Eş” tir. Hiç beklemediğiniz bir anda gelir kendisini yerleştirir ve kaynaklarınızı kullanmaya başlar. Kurtulmaya çalıştığınızda kesin bir şeyler kaybedersiniz eğer kurtulmazsanız her şeyinizi kaybedersiniz.
(Alıntı)

(ANUKET)

ÖFKE NEDİR?

FİLMİN ADI:ASABİYİM 

Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar. Öfkenin ifadesi Öfke sadece insanlarda varolan bir duygu değil, her canlı organizmanın tehdit karşısında olaylara gösterdiği doğal bir tepkidir. Afetler de genellikle beklenmeyen olaylar oldukları için insanın varoluşunu tehdit eder

Sağduyumuz, öfke duygumuzu nereye kadar götüreceğimiz konusunda önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında herşey karmakarışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir

Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız.

İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazan işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsinİz.                                    -ALINTIDIR.-
(SUDE)

SENİ İSTİYORUM ŞİMDİ

(V)volkanizm felsefenin kurucusunun imzasıdır.

Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları beklemek benim işim değil.

Aşk zamana meydan okur; ama, sen karşı koyamazsın ona. Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın, bir el uzatmalısın aşka doğru.

Aşkın anahtarı cesaret değil mi yâr? Cesur olmak gerekmez mi bir sevdayı yaşamak, büyütmek için?

Kaç gece geçti hesaplasana…Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti. Neler yapabilirdik, neler yaşayabilirdik düşünsene…

Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle. Sevişmekten yorgun düşmüş bedenini öpücüklerle yeni güne hazırlayabilirdim. Gözünü açar açmaz ilk gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün.

Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik. Girmediğimiz sokak kalmazdı. Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni.

Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik. Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik.

Paylaştığımız her anı, beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı. Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık, arayı kapayalım diye.

Peki biz ne yaptık? Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece uzaktan bakmakla yetindik. Her an aşkı yaşamak varken, her gün birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kâşif olmak varken sürgünleri yaşamaya mahkûm ettik birbirimizi.

Bu sürgünlüğe son vermenin zamanı geldi artık. Sana huzur vaat etmiyorum. Aşkta huzur arayan yanılır. Ben tutkunun, en koyu sevdanın sözcüsüyüm. Onlar adına konuşuyorum. Yarını olmayan zamanlarda erimek adına konuşuyorum.

Gözlerinin içine bakıp “Seni Seviyorum” demek istiyorum. Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığı ile irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak, mutluluğu bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum.

Seni istiyorum ey yâr, canıma bir can daha katmak için, daha mavi bir deniz, daha mavi bir gökyüzü, daha mavi bir sevda için.

Seni istiyorum, yarın, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yıl değil….Şimdi

(33)

sanal dostluklar….

  iyi akşamlar efendim…

Birkaç haftadır yazılarıma ara vermiştim..az kafamı dinlemek adına.Bu zaman zarfı içerisinde bir çok şey öğrendim.sanal da ne aşk var, ne dost, nede güven.insan bazen birilerini kendine yakın hissedip bişeyler anlatmak ister ama her nedense bunun suistimali insanı üzüyor:)

   gelelim sanal dostluklara moraliniz bozulur bazen kendinizi bir odaya çeker yanlız kalmak istersiniz…(bunu ben çok yaparım) neyse kamilin biri gelir

-neden konuşmuyorsunuz?

benden ses yok:)) bu yine sorar,

-neden konuşmuyorsunuz bir derdinizmi var? o an canım sıkkınsa alıp miki bir küfür savurmak gelir içimden..sanane kardeşim benim derdimden,  sorunumdan. sananeeeeeeeeee senimi gerdii:)).belliki canımı bişiye sıkmışım yanlızım değil mi? yada o an psikojim iyiyse ve karşımdakine anlatmak isterim.( içimdeki saflığa edim:)) neyse efenim başlarım anlatmaya hayat neden böyle? ben niye kimseye uyum sağlayamıyorum? insanlarmı kötü, benmi salağım?:)) neyse anlat allah anlat çok bozduysam,moralimi bide oturup ağlarım kamil gibi:)) oda hani dost ya, yardım edicek ya, işte üzülme takma hayat böyle yapıcak bişey yok..halbuki onun derdi ya benimle tanışmak, yada beni daha önceden uzaktan izleyip iyi tanıyan biri ve ağzımdan laf alıp sağda solda dedikodumu edicek hasetin teki:)) ben kamil anlatırımda anlatırım en sonunda saol çok yardımcı oldun rahatladım der o huzurla gider misler gibi uyurum..Aradan bir kaç gün geçer, anam bir bakarım lem özel hayatım,anlattıklarım herkesin ağzında sakız:)) birde arkamdan gülüp dalga geçmiyorlarmı:)) anuket seninde, milleti dost bilip anlatan ağzınında ta ortasına tükürem der yine bunalımlara girerim:)) anladım ki bu hayatta sanal yada real dost yok..yani bunu daha yeni anladım, tebrik ediyorum kendimi:)) harika bir zekaya sahibim değil mi? bunca yıl sonra yeni anladım:))

    Sizin başınızada mutlaka gelmiştir böyle şeyler.. az moraliniz bozuk olsun mutlaka yanı başınızda aslında niyeti çok farklı olan dostlarınız belirmiştir..neyiniz var?anlatmak istermisiniz? iyi bir dinleyiciyimdir…

sizi uyarıyorum sakın böyle tuzaklara düşmeyiniz hepsi sahtekar :)) onların dertleri ya sizi tavlamak, yada özel hayatınıızı öğrenip sağda solda sizi rezil etmek, kendimden biliyorum:))

üzüldüğüm noktaysa neden bu kadar değiştik..neden bugün anlıyorum seni diyenler ,iki gün sonra tanımaz sizi?? neden herşey çıkar olmuş? neden bu kadar meraklıyız neden neden neden allah ım kendimi camdan aşşa atmak istiyorum neden:))))hatta olayı abartıp ağlamak istiyorum, yerlere yatıp yas etmek istiyorum vara varaaaaa aheyyy aheyyy amaninde karşıdan bir atlı geçtiiii,karşıdan bir atlı geçtiiiiii, yaktı bağrımı deşti:))kahrolsun sanal dostluklar ne mutlu anuketi seviyorum diyenler:)) yürüyüm beeaa kim tutar beni:))

  şaka bir yana kimseye güvenemez durumdayız.Düşündümde insan gerçekten doğarken yanlızdı ölene kadar da yanlız kalıcak…. hayırlı akşamlar efendim…

   (ANUKET)

ATEŞLE SUYUN AŞKI

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dagların ardında
Sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Yüregindeki duruluga…
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol…

 Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklıga
Al demiş:
Yüregim sana armagan…
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca,kopmamacısına…

 Zamanla su,buhar olmaya,ateş kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış,ya aşkı…
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüregindeki kaderi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su…

Ateş kızmış,ateyakmış ormanları…
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu,geceler boyu
Bir gün gelmiş,suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın,biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
Aşkın bazen gitmek oldugunu,
Amagitmenin yitirmek olmadıgını…

Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.
işte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,su ateşten kaçar olmuş…
Ateşin yüregını sadece su,
Suyun yüregini sadece ateş alır olmuş…
(33)

Next Page »