Kas 16

B£N! B£ND£N ALAN

 Yüreğim dışsallıktan içselliğime çekilmişti birden;özlemlerin hüzünlerle sonbahardaki ağacların  yaprakları gibi ağır ağır örttüğü kupkuru topraklar gibi, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve (hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi) dediği zamanlarda bekledim seni; yüregimin zinçirlerine bakıp gözlerimi kapadım… Düşündüm düşünürken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin arabesk geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım…

Efet biliyordum, Biliyordum kelimelerin kafiyeleştiği bir cümle bir kelime kuramamanın tarifi imkansız acılarını… Arınmış bir cümle kurar gibi sefmeleri… Seferken sözlük kullanıyordum hala… Ama, seni seviyordum… Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana… Sana yaklaşamıyordum Yasaklamıştın adeta… Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, fe korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey… Küçük bir ateş. Küpküçücük bir ateştin sen…
Sönmekten kül olmaktan korkan bir ateş… Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş… Sefginin mecali kalmamıştı… Sessizce sokuldum yanına… Acıyla irkildin… Gülümsedim… Gülümsememe anlam veremedin elbette… Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri… Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancıydım…

 Mazimden söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan… Bir gün otururuz sanal alemin gerçek odasında, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika… Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam… Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine şarap koyarız sen dilersen… Sonra da sen anlatırsın: Sefdiğin filmleri, sefdiğin parçaları, sefdiğin canlıları, sefdiğin… hep sefdiğin şeylerden konu açarız…

 Ben sıkılmam… Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim… Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini… Bir insan, bir insanı sıkamaz… Bir insan canı isterse sıkılır… Hacimler açarım sana yüreğimde, dolman için, oraya akman için… yüreğini açarsın bana; çağlayarak gelirim… Endişelenmenin gereksiz mazindekilerle beni karşılaştırmamanın gereksiz olduğunu anlatırım sana..…

Aradığım anlayamadığım bazı sorulara cefap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu… Soruyu sorular halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün yüregimin temiz sayfasına sen…  Aklıma yayıldın aniden…
Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Hemde ulu orta bir yerde… Bir başkasının içseliğini dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu… Hayır! Melankoli arabesk diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba… Her insanın hüzünlenme denemeleri aslında bu…. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,içselliğimin girdapları içerisinde fırtınalarla dans etmelerimden…

  Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme durumuna… İnadıma öfkeleniyorsun…

 Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaverelerle kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede ömrümmm? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Duuur, duur bağırma…

 Bunlar da geçecek şüphesiz…Bunlarda unutulacak… Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki… bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından yalnızlıklar hulyasında renklerın siyahla gri tona dönuşmesine korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki BE ÖMRÜMMMmmm…  

 BEN SENDE ARDI ARKASI KESİLMEYEN BİR KORKU SEFDİM ÖMRÜÜÜÜÜÜÜÜMMM…. 

            ARmaDA


Kas 14

Maksat pencereden bakmaksa,siz pencerenin hangi köşesindesiniz?

Bu akşam yazıya başlamadan önce Cem YILMAZ’ın eski gösterilerinden birine rastladım youtube’de.

Bir sergiyi dolşaıyor Cem YILMAZ ve gözü bir resme takılıyor.Gördüğü bu karışık,allakbullak sanat eserine bir anlam veremiyor.Arkasından dudağının kenarında pipo olan entel şapkalı bir beyfendi yanaşıp hafifçe kulağına bak aşkı ne güzel anlatmış resimde ressam diyor.Cem YILMAZ’da hadi lan boyası bitmiş adamın diyor.Çok güldüm buna.

Ama düşünmedende edemedim.O dudağının kenarında pipo olan ve entel şapkalı beyfendi sizce haksızmı.Onun bakış açısı pencerenin hangi köşesinden?Evet bir filmi izlerken,bir tiyatro oyununda,bir futbol maçında vs…İzleyenler o anda aynı şeyi görür ama aynı duygu ve düşünceleri hissedemezler.O dudağının kenarında pipo olan ve entel şapkalı beyfendi hayatın hangi penceresinde? Konumuzun kahramanı hangi penceresinde?

GÜNÜN ŞİİRİ

Sustu Another Life gazinosu
Sustu şarkılar,
Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
Sustu Peramos’un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya,
Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar,
Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya.
Bu medar ikliminin tenha gecesinde
Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut
Sardı bu sızı
Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı
Sapsarı bir şüphe sarar ya işte öylesine berbat bir hal var.
Hiç bir şey düşünmek istemiyorum, hiç bir şey
Ama dördüncü tarassut kulesinde
Bir şüpheli sinyal var
Hayır hayır yalan bütün bunlar
Artık ne kadere inanıyorum ne fala
Yalan söylüyor o falcı kadın
O hintli parya.
Ben yalnız sana inanıyorum
Yalnız sana, MARYA…
Beni kahrediyor böyle geçen her gece
Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer
Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener.
İnan ki sevgili MARYA
Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder
Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük
Ve hepsi angarya.
Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum
Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda
Pol’un ebedi matemine rağmen
Virjini olabilirdi bu vapurda
Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun.
Baharda geleceğim diyordun hani
Haydi gel daha ne bekliyorsun işte mevsim bahar ya.
Fırçam neden böyle titrer bilir misin?
Ve neden resimlerimde fon sapsarı
Anlıyorsun değil mi yavrum
Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun
Bu tropikal zehir, Bu müzmin malarya,
Sensiz nasıl da boş iskele, sensiz nasıl da tenha şehir
Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde
Koydan yıldızları çalmışlar bir bir,
Yine de birkaç çımacı, birkaç palikarya.
Ama kim düşünür yıldızları,
Yüzbaşı Arnold’u vurmuş yerliler
Matemler içinde tekmil batarya.
Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer
Birer birer kaybolmaya mahkum, birer birer
Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz
Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz.
Nasıl, ağlıyor musun MARİA? ..
Sil gözlerini, sil yavrum
Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
Aşkımız var ya.

(Bekir sıtkı ERDOĞAN)

ALT YAZI

Priam  : Bazen düşmanlar bile birbirlerine saygı duyarlar.

Achilles  : Oğlunu alıp gittikten sonra,tekrar düşmanımsın.

Priam  :   Hala düşmanımsın.

(Troy,2004)

Gidilecek Filmler   :

 Son Cellat

12 Eylül sonrası askeri cunta yönetimi sırasında, savcı Yusuf ile arabacı Yusuf’un, dönemin eylemci gençlerinin de tutuklu bulunduğu hapishanede gelişen dostluklarını anlatıyor.

Konu: Savcı Yusuf (Atilla Saral), devrimci-eylemci oğlu Emre (Haill Kızbaş) ile sürekli bir çatışma halindedir. Baba ile oğlu arasında kalan anne Pervin (Jülide Kural) ise, ne kadar çabalasa da ikisi arasındaki gerilime engel olmaıyordur. Bir gün, anne-babanın korktuğu başlarına gelir ve oğullarını bir çatışmada kaybederler.

Bu acı, anne-babanın da yollarını ayırmalarına neden olur. Yusuf, oğluna sergilediği katı tavırlar nedeniyle suçluluk duygusuna kapılmış, ağır bir travma geçiriyordur. Geçirdiği duygusal değişimle, evde bulduğu oğluna ait “özgürlük” afişlerini sokaklara asmaya çıkar. Ancak oğlunun arkadaşları ile giriştiği bu eylem sırasında yakalanır ve bu çatışmada gerçekleşen bir asker ölümü de Yusuf’un üzerine kalır. Yusuf, artık idamla yargılanan bir mahkumdur.

Öte yandan, hapishanede Yusuf’un koğuşunda yatan arabacı Bayram, cezaevinin en saf, en zavallı mahkumudur. Hasta beygiri Yasemin ile beraber arabacılık yaparken, uzaktan bir akrabası ile evlendirilmiştir. Karısını bir gün başka bir adamla beraber yatakta ölü bulur. Cinayetle suçlanarak hapse atılan Bayram, koğuşta da itilip kakılmaya devam eder.
 

ISSIZ ADAM

Modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film.

Konu: Alper, 30’lu yaşlarda, kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki bir kitapçıya girmesiyle değişir, Ada’yla karşılaşır. Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içersinde Ada’ya yer açtıkça, yaşamının daraldığını fark eder.

                                                      (thenderdorme)

Kas 10

VOLKANİZM SÖZLERİ (V)

KORKULARI İLE YÜZLEŞEMEYENLER BU FELSEFENİN AMACINA ULAŞAMAZLAR.

(V)

(Başarılı olamayarak aramızdan ayrılan yada silinen 13 yazarımıza hayatlarında sağlık ve başarı dilerim.)

Kas 08

HAYATIMIZIN EN ANLAMLI GÜNÜ

Ölüm;ELİNE SARILDIĞIMIZ HAYATA VEDA ANI…
     
Kişinin keyfiyetine göre ölüm;bazen yaz gecelerinden esen tatlı ve ılık seher yeli,bazen kışın kopan fırtına,bazen gül bahçelerinde süzülüp gelen bülbül sesi,bazende bır şimşek darbesidir….Ölüm saati gelip cattığında ortalığı bir hüzün kaplar..Vakit dönüşü olmayan bir ayrılığın sabahıdır…Bir yaprak düşer yeşil dalından,bir gemi ayrılır bir limandan,bir kafile dizilir yola,bir bahçe teslim olur sonbahara…Gurbetle sıla arasındaki inçe çizginin titreştiği demdir ölüm…Gidenin ardından her şey bir sır gibi kalır yerinde…

 
veyada (NECİP FAZILIN)İFADESİYLE;
                                      ”’Hasret yerınde kalır ve biz çekip gideriz”’
                                        Rüzgarlar uğuldar yağmurlar yağar yine…
                                       Her mevsim değişmeye,kalanlarsa yasamaya devam ederler pervazsızca…
                                       Gül yine kokar,nehirler yine akmaya devam eder…

   Kainat yaratıldığı gibi yerli yerinde durur,fakat ölüm emelin aldatıçı yüzünü bütün çıplaklığıyla ayan eder…Bir insanın yaşayıp yaşayamadığı,ölümünden sonra anlaşılır…İnsanoğlu genellikle dunyanın bir gurbet,bir misafirhane olduğunu unuttuğu veya dünyaya yabanıl baktığında iş işten geçmiştir….

   Ölümmmmmm hayatın kafiyesidir…Bu hayata güzellik katan öyle bir kafiyedirki,insanın başıboşlukluğun vede manasızlığın cenderesınden çekip alır….Bitip tükenmek bilmeyen arzuların gölgesinde yaşayanlar kulak ferin bençe  daha geç olmadannnnnn….

Çok merak ediyorum acaba ölünçe son sözümüz ne olacak ???????

efet biliyorum biraz acayip yazı oldu

     (ARmaDA)

Kas 08

KISSADAN DERSLER

Sevgili arkadaşlar..

 Fazla beklemeden ilk yazımı yazayım dedim.Sizlere inş kıssaların diliyle iman konularını yazacağım.Bazen bir kıssa,bin kelimeden daha öğretici olacaktır diye düşünüyorum.Hedef ibretlik bir olayla ilim öğretmek,insanı düşünceye sevk etmek ve kıssadan hisse vermektir.Kıssalar bize bizi anlatır;içimizdeki kimliği ortaya çıkarır,üzerimizdeki perdeyi kaldırır ve fıtratımızı gösterir.Kıssalar düşündürür,bazen tebessüm ettirir,bazen de ağlatır…Lafı fazla uzatmadan ilk kıssadan başlamak istiyorum.

                                                                 VARSA GÖSTER

Bir grup fillozof Mevlana Celaleddin Rumi’ye gelerek bir kaç sual sormak istediklerini bildirirler.Niyetleri,birşeyler öğrenmek değil,müslümanları dinleri hakkında şüphe ve fitneye düşürmekti.hz,Mevlana,adamların halini hiç beğenmedi,onları üsdadıŞemss-i Tebrizi’ye gönderdi.Bunun üzerine grup onun yanına gittiler

Şems-iTebrizi mescitte,talebelerine ders veriyordu.Konu teyemmüm abdestiydi;onlara bir kerpiçle teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu.Gelen grup üç soru sormak istediklerini belirtirler.Şems-i Tebrizi,’’sorun”dedi.Adamlar içlerinden birini sözcü seçtiler.Adam ilk olarak şunu sordu:

-”Siz müslümanlar Allah var dersiniz,ama gösteremezsiniz;gvarsa gösterin,görelim ki inanalım” dedi.Şems-i Tebrizi ”öbür sorunu da sor dedi”.filozof,

-”Sizler şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyor,sonrada onun ahirette cehenneme atılıp ateşle azap edileceğine inanıyorsunuz.Hiç ateş ateşe azap eder,acı verirmi?”diye sordu.Şems-i Tebrizi,”peki diğer sorunuda sor!”dedi.filozof,

-”Sizler;herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek,oradamahkeme kurulaca,hesap sorulacak diyorsunuz.Bırakın insanları, nasıl isterlerse öyle yaşasınlar,ne istiyorlarsa yapsınlar.Ayrıca bi mahkemeye ne gerek varki?”dediAdam sorularını tamamlamıştı.Şimdi bunların cevabını istiyordu.Kendine göre cevap verilemeyecek sorular sorular sormuştu.Herkes Şems-i Tebrizi Hazretlerinebakıyordu.O ise gayet sakin di.Yerinden kalktı,filozofun yanına geldi ve elindeki kerpiçle adamın başına vurdu.Filozof ”vah başım”diyerekbaşına sarıldı.Şems-i Tebrizi Hazretleri çok şiddetli vurmamış olsada adamın canı yanmış ve başı biraz şişmişti.Adam bir sağa bir sola baktı,bu kadar insana birkaç kişi ile yapacağı birşey yoktu.Hemen dışarı çıktı,başını tutarak o bölgedeki mahkemeye gitti.Şems-i Tebrizi’yi hakime şikayet etti.Hakim ”bu nasıl olur”diyerek Şems-i Tebrizi’yi mahkemeye çağırttı.Durumu sordu.Şems-i Tebrizi

-”Ben ona bir kötülük etmedim,sadece sorduğu sorulara cevap verdim”dedi.Hakim,

-”Bu nasıl cevap vermektir,adam acı içinde kıvranıyor,senden şikayetçidir,işin aslı nedir?”diye sordu.Şems-i Tebrizi şöyle anlattı:

-”Efendim ,bu adam bana,”Allah varsa göster,göreyim ki inanayım”dedi.Bende buna”Olan herşey baş gözü ile gözükmez,işte misali”dedim;başına bir darbe vurup acıttım.Şimdi bu felsefeci,başındaki acıyı göstersinde görelim.Eğer başında acı yoksa niçin beni şikayete geldi?Varsa göstersin!”dedi.Filozof şaşırarak,

-”Başımda acı var ama gösteremem”dedi.Şems-i Tebrizi de ”İşte bu acı gibi,Allah Teâlâda vardır,fakat kafa gözüyle görülmez,o ancak akılla bilinir,kalple tanınır,ruhla sevilir ve ahirette nurla görülür”dedi.Şems-i Tebrizi ikinci soruya verdiği cevabı şöyle açıkladı:

-”Bu adam,sizler ‘Şeytan ateşten yaratıldı,ahirette ateşe atılacakve ateşle azap görecek’diyorsunuz;ateş ateşe ne zarar verirki?dedi.Bende topraktan yaratılan bu insana topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum.Ona,’Bak toprak toprağa nasıl acı veriyor,biraz daha set vursaydım öldürürdü,demek ki ateş ateşe azap eder demek istedim’dedi.Şems-i Tebrizi üçüncü sorunun cevabını şöyle açıkladı:

-”Bu adam bana,’Bırakın insanları dünyada herkes istediğini yapsın,niçin ahirette mahkeme,hesap ve ceza var?dedi’Ben de onun başına vurmak istedim ve vurdum.O niçin hemen mahkemeye koştu?Ben ona şunu demek istedim:’Bu dünyada herkes istedini yaparsa alemi zulüm kaplar.Kendisine zulm yapılan çok insan var ki zayıftır,zalimden hakkını alamaz.Herkes mahkeme bulamaz.İşte Allah ahirette mahkeme kurup herkese yaptığının hesabını soracak,zalimden mazlumun hakkını alacak,gereken cezayı verecek ve adalet yerini bulacak’dedim.

Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında hayret etti,mahçup oldu,söz söyleyemez hale düştü.Hakime dönüp,”abaen sorduğum soruların cevabını şimdi anladım”dedi.

Evet arkadaşlar size ilk Şems-i Tebrizi Hazretlerinin hayatından  güzel bi kıssa anlattım.Umarım beğenmişsinizdir.Herşeyden bir ders alacağımızı düşünüyorum.

Görülmeyen şeyler yoktur demek,tam bir cehalettir.Var olan şeyleri görmeye çalışmakta tam bir gaflettir.Mesela normal bir insanda akıl vardır,fakat görülmez.Görülmüyor diye aklı inkar etmek,ilme ve hakikate terstir.Bunu hiçbir akıl da kabul etmez.İlim,sevgi,merhamet gibi manevi şeyler de baş gözüyle görülmez.Bütün bunlar ancak nurlanmış bir kalp gözüyle görülür,o da herkeste yoktur.Biz bu tür şeylerin varlığını alamet ve sonuçlarından anlarız.Sonra,’mevcut olan her şey baş gözü ile görülür’demek de yanlıştır.Baş gözünün bir görüş alanı ve sınırı vardır,ötesi önünde olduğu halde göremez.Görmesi için ya insan yada o şey yakına gelmeli,görüş alanı içine girmeli.Yani göz,maddeyide her şartta göremez.Bazı şeylerin bizden gizlenmesi,baş gözüyle onları göremeyişimiz aslında bir rahmettir.Eğer etrafımızda bulunan bütün mikropları,cinleri,şeytanları,melekleri,karşımızdaki insanın içindeki kötü huyları,kabirdeki azapları ve başımıza gelecek şeyleri önceden görecek olsaydık hayatımız kararı.düzenimiz bozulur,hayat çekilmez olurdu.Yüce Allah dünyada baş gözüyle görülmez,ancak kalp gözüyle görülebilir.Bu saadette temiz  kalplere nasip olur.Rabbim bizleride onu gören mü’minlerden eylesin inş arkadaşlar.Allaha emanet olunuz.Yazımı son olarak bu güzel sözle bitirmek istiyorum;

”KÜFÜRLE KARARMIŞ KALPLER,İMAN NURUYLA TEMİZLENMEDİĞİ SÜRECE NE DÜNYADA NE DE AHİRETTE YÜCE ALLAH’I GÖREMEZ.”

(ezel)

Kas 08

Bende Artık VOLKANİSTİM:)

Herkese Merhaba…

Öncelikle volkanizm ailesinin bir bireyi olmaktan mutluluk duyduğumu söylemek istiyorum.Sürekli yazılarınızı  takip eden biri olarak gerçekten çok güzel şeyler paylaştığınızı söylemeden geçemiycem.Okuduğum yazılardan gerçekten çok etkilendiklerim oldu.Şuna inanıyorumki;bu aile çok büyüyecek sizlerle ve yazdığınız o güzelliklerle…Aranızda olmaktan inanın çok mutluyum.İnşallah burada çok güzel şeyler paylaşacağım ve paylaştığım bu güzel şeylerle sizi mutlu edeceğime inanıyorum.allaha emanet olunuz:)EZEL

Kas 08

GENÇLERE NASİHAT-2

           Sevgili dostlar bundan bir önceki yazımızda herkesin ve bilhassa gençlerimizin öğrenmesi ve uyması, uygulaması gereken nasihatlerin varlığından bahsederek bir başlangıç yapmıştık. inşaallahü Teala bu yazımızda da buna kaldığımız yerden devam edecez. Yine başta nefsime ve daha sonrasında siz değerli okurlarımızın bilgisine suncam. Bildiğimiz bazı gerçekleri tekrarından gözden geçirmenin yararlı olacağı inancı içerisindeyim. Hidayet Yüce Allahtan…

           ” İNSANLARI SEV, İNSANLARA İYİLİK ET, HİÇ KİMSEYİ HAKİR GÖRME” 

           Tevazu sahibi olmak… Zira en büyük ziynet, ne şövalye alyans yüzük, ne atlas ibrişim kumaştan yapılmış elbise, ne madalya, ne şu, ne de bu… En büyük ziynet, tevazudur, alçak gönüllülüktür. Mütevazi olan kimse en güzel ziyneti takınmış demektir. Hiçbir takı tevazudan daha parlak ve üstün olamaz, öyle değil mi?

           İnsanlara iyilik etmek… İsterseniz bunu bir örnekle açıklıyalım. Pazarın dağıldığı bir vakitte baktık ki bir teyze veya yaşlı bir amca zembiline bir şeyler almış götürüyor, onun elinden alıp gittiğimiz kadar biraz götürmek, onun soluklanmasını, rahatlamasını, dinlenmesini sağlamak bir iyiliktir. Heleki yapılan bu iyilik karşısında  “Allah razı olsun” kelimesini duymak sanırım o an ki duyduğumuz en güzel mutluluktur bizim için:) 

           Günümüzde sıkça yaşadığımız bir durum daha vardır ki o da vasıtaya, otobüse, tramvaya bindiğimiz zaman birkaç durak ilerlediğimiz zaman yolcular çoğulmaktadır, öyle değil mi? Hamile bir kadın, yaşlı adam veya kadın varsa kalkıp hemen ona yer vermek yine nedir büyük bir iyiliktir dostlar:)

           Hayatta, haset etmeden saymalı, kıskanmadan sevmeliyiz. Asla kimseyi kendimizden hakir görmemeliyiz. Amir, memur olanlar bilhassa gelen vatandaşlara asla yüksekten bakmamalı, yanına geleni de ayakta tutmamalıdır. Makam masasının yanında daima boş bir sandalye bulundurmalı, geleni oturtup, halini hatrını sormalı… Biraz dinlendirdikten ve heyecanını geçirdikten sonra gelen kişinin isteğini yerine getirmeli ve işini bitirmelidir. Gelen kişinin yerine kendimizi koymalı ve bize nasıl muamele edilmesini istiyorsak öyle muamele etmeliyiz. Eğer işi başkasında bitecekse ona yol göstermeli, bugün git, yarın gel, sakın haa dememeliyiz…

           Bir kısım insanlar başkasındakini istemez, öyle olmamalı, gıpta etmeli, fakat haset asla etmemeliyiz. Önce itaat, sonra ibadet. Evvela saymayı öğrenmeliyiz, zira Allah’ın huzuruna fesatla çıkılmaz. Memuriyet esnasında çokça rastlanan bir durum vardır. Başına bir sınıf arkadaşı müdür gelir ve haset eder. “Aynı sınıfta okuduk, aynı tahsili yaptık, O niye müdür oldu da, ben olamadım” denilir. Böyle bir düşünceyi dahi akıldan geçirmekle bile haset etmiş olunur. Ki böyle bir düşünceyle elindeki memuriyeti de kaybedersin haberin ola… Amir olan arkadaşının bir meziyeti, bir erdemi varmış ki, o makama gelmiştir. Ona hased edip, ondan müdürlüğünün gitmesini istemekle, hasede, hasedle ise fesada davetiye çıkartmış olursun. Bu da kişiyi Allah yanında da, kul yanında da küçük düşürür.

           İnsanlar muhteliftir. Bazısı aklen, bazısı ruhen daha kabiliyetlidir. ” Ben niye onun yerinde olmayayım” dememeli, Allah muhafaza elindekinden de olursun… “Allah bana bir verirse, arkadaşıma, komşuma iki versin” diye düşünmekle senin ki üç olacaktır. Eğer arkadaşın veya komşun böyle düşünmüyorsa emin olunuz ki onunki ikide kalacaktır.

           Kişiler kendilerinden aşağıdaki birisi beceri gösteriyorsa onu kıskanmadan sevmesini bilmeli gerekirse ona imkan ve fırsat vermelidir. Bu adam yarın benim yerime geçer diye kıskanmamalı hatta kendinden daha muvaffak gösteriyosa makamını hemen ona terketmesini bilmelidir. İşte gerçek vatanseverlik budur.

              Sevgili dostlar, bütün güzelliklerin başlangıcı bir sevgi cümleciğidir. Bir sevgi hamleciği ile, paslı kalp kilitleri birden açılabilir.

           Öyleyse niçin bekliyoruz?

           Neyi bekliyoruz?

           İlk adımı atmanın, ilk hamleyi kılmanın saadeti bizleri bekliyor oysaki…

           Hadi bırakın tereddütü… Bir yana fırlatıp atın gururu… Ve Allah rızası için “Seni Seviyorum” deyin.   

                                                                                                (Sempatik)

Kas 08

sanal kavgalar:))

sevene can feda,sevmeyene elveda:)) tek rakibim türk hava yolları diyerekten günaydın diyorum herkese:))…….

  şimdibunu neden söyledim biliyormusunusunuz?yazılarım ilgi çekip herkes tarafından beğenilerek okunuyormuş..googlda 1.sıradan inmiyormuş yazılarım..nerdenmi biliyorum? site sahibimiz her akşam olmasada arada bir tşk ede, ede bir hoş oluyor:)) etsin tabii ben koskoca anuket:))…içinizden şımarığa bak şımarığa,kendini ünlü yazar halide edip adıvar sandı diceksiniz haklınısınız:)) şaka bir yana sevilerek okunmak çok güzel bir duyguymuş..

  Dün akşam sevgili yazar arkadaşım armada yla karşılaştım sitede..az sohbet edicektim işim çıktı ayrılmak zorunda kaldım..Volkan beyin bir önerisi var yazılarımı seven arkadaşlarım ve yazar arkadaşlarımla birgün sohbet odasında toplanıp konuşalım ne dersiniz??..hem böylece birbirimizi tanır,hemde eleştirilicek yazılarım olduysa sizlerin de fikrini almak isterim..

  Neyse gelelim asıl konuya efendim konum bugün sanal kavgalar..hepimiz mutlaka zaman içersinde sanalda birileriyle kavga etmişizdir değil mi? genelde de kavgalar şöyle başlar,

- sen kimsin ki? sen benim kim olduğumu biliyormusun?(bunu söyleyen kişi kendini sanalda çok büyük hacker ve kral zanneder) seni mahvederim!! senin gelmişini geçmişini……………….:)))) hahahaah bu şekilde düz gider..sonra

-böyle klavye arkasından yazmak kolay lan erkek ol erkek!! erkeksen adres ver!! denilir..öbür taraf az safçaysa gaza gelip adres verir..Yok akıllı birşeyse

-ne vericem sana adres muatabım değilsin.. diyerek işin içinden sıyrılma yollarına gider:)) adresler verilir alınır ama nedense kimse o adreslere gitmez:) hayır gitmeyeceksin neden alırsın? giden yokmu var bir keresinde bir arkadaşım sırf sanalda kız arkadaşına hava atıcam diye,bursa da bir çocuğu dövmeye istanbul dan bir araba dolusu arkadaşıyla gidip,karakolluk olmuştu:)) ben bu insanlara afedersiniz ama salak diyorum..nedenine gelince kardeşim hiçmi işin gücün yok toplanıyorsunuz bir araba adam dövmeye taaa Bursa lara gidiyorsunuz..

  bide son zamanlarda şöyle bir kavgaya şahit oldum iki eski sevgili ayrılınca biririnden intikam almak için,yaşadıkları özel anları fotoğraflayıp,birbirlerini rezil etmek adına millete dağıtmaları ki hiç hoş olmayan bir davranış..anlamadığım birbirinizin şeyini millet görünce çokmu hoş olucak? bu insanların kafası basmıyormu acaba?sen onun fotosunu dağıtıyorsun oda seninkini dağıtıyor peki sonuç? iki tarafında rezil olması değil mi? millet  buna ,en sonunda don paçada sanala çıktınızya biz daha ne diyelim size demezmi?.gülünç oluyorsunuz be arkadaşlar. yapmayın böyle şeyler..sadece kendinize güldürüyorsunuz milleti..başınız göğe erdimi sizi öyle gördük:)) tatmin olup rahatladınız mı??:))bu yine iyi bizim eski sitede,site sahiplerini rezil etmek için resimlerini çalar,sonrada çıplak kadın vücutlarına yapıştırıp kafalarını, özel site açarlardı:))) ben bundan da bişey anlamazdım fotomontajın neresi rezillik acaba??..yada insanlar neden böyle şeyleri ciddiye alırlar ki? alt tarafı fotomontaj…bu arada fotomontajdaki kadının bacaklarda harikaydı yağmur bey:))her ne kadar kafa size ait olsada kadında kadındı yani:))

   herneyse arkadaşlar yine yaşamın kıyısından bir yerlere bir şekilde tutunduk…herşeyin en güzeli sizlerle olsun..

  (ANUKET)

Kas 04

VOLKANİZM SÖZLERİ

CERN DENEYİ DAHA COK SORU VE KAVRAM CIKARACAK OLSADA DENEY SONUCUNU BAŞARI İLE TAMAMLAMIŞ OLACAKTIR.

(V zaman teorisi bk.

                                                                                              04.11.2008

Kas 01

ufak düşünceler:)

  iyi akşamlar efendim,

bir kaçgündür yazılarıma yapılan yorumları takip etmiyordum.Bugün göz atim dedim ve yine yorumlarınızla karşılaştım:) emin olun bu beni çok mutlu ediyor.İyi yada kötü olsada eleştiriler, demek ki dikkat çekip okunuyor.Hepinize şimdiden teşekkür edip konuma gelicem…

  Efendim bazı bayan arkadaşlarımız neden kendilerini geliştirmek için uğraşmazda sürekli insanların özel hayatıyla ilgilenip dedikoduyu sever…herzaman ki gibi tıkla sohbet ortamında dün üzücü olduğunu düşündüğüm bir olaya maruz kaldım..İlk duyduğumda üzülmüştüm sonra sakin kafayla düşününce beni eleştiren insanı tanıyormuyum? yok!peki o beni tanıyormu? oda yok! ozaman neden üzüleyim ki dedim..Konuyu burda ilk kez dile getireceğim ne kadarınız tasvip eder bilmiyorum ama anlatmak istiyorum..

   Sohbet odasında çok farklı bir konuyu tartışırken sevgili kız arkadaşımız mikrofon alıp iğneleyeci bir dille:

 -namustan bahseden bazı insanlar evli oldukları halde çhat sitelerinde fink atıp sevgili buluyorlar dedi.O an durakladım acaba cevap versem mi? diye düşündüm. sonra dedim ki üzülülerek kendime, çok ufak düşünen ufak bir çerceveden hayata bakan birine neden cevap vereceksin ki?namus kavramı bir sitede birileriyle oturup konuşmakmıdır? yada real hayatında kimseye anlatamadığın üzüntülerini biriyle paylaştın diyemi namussuz mu oluyorsun ki? o paylaştığım insanla hiç real olmadık biz:) gerçi açıklamak zorunda değildim ama siz okurlarımı seviyorum içimi dökmek istedim..

  neyse gelelim bu tür düşünen insanlara nesiniz siz sorgu meleğimi:)) neymiş efendim insanlara güvenmicekmişsiniz…efendim sizin gibi düşünen insanların bana güvenmesi güvenmemesinden daha iyidir..sizler sadece insanların özel hayatlarını irdeler, takip eder ,nerde kim kimle ne yapıyor ancak böyle şeylerle vaktinizi geçirirsiniz..O vakit ki bir daha geri dönülmesi mümkün olmayan bir hazinedir. Siz benim özel hayatımla uğraşıcağınıza oturunda iki kitap okuyun!!En azından belki biraz bişeyler öğrenip insanların özel hayatını didiklemekten  vazgeçersiniz:)) hayır paparazimisiniz?:)) anlayalım yani…meraklı melehatlar diyorum ben bu tür insanlara..ellerinde bir tuzlu çekirdek, kafalarında bigudi kim geldi, kim gitti, kim kimle  ne yapıyor bunlarla uğraşırlar:)) sanane kardeşim sananeeee:)) lütfen benimle uğraşmayınız!! ojeni sür, makyajını yap bigudileri çıkar az kendine gel yaff( o bigudileride neden takarlar bir türlü anlamam:)) menepozamı girdin  ne ayol? bulaşacak beni mi buldun bula bula:)) ha bu arada arkadaşım sen paralı erkekleri seversin, zengin koca bulman için dua edeceğim ne işe yarayacaksa zengin koca:))

   bak seviyesine düşmeyim dedim düştüm allah beni kahretmesin:)) neyse arkadaşlar emin olunn  realdede var böyle insanlar, bir ara alt komşum Fatma teyzeyide anlatim size :)) Herşeyin en güzeli sizlerle olması dileğiyle:))

  (ANUKET)

Next Page »