
Sevgili arkadaşlar..
Fazla beklemeden ilk yazımı yazayım dedim.Sizlere inş kıssaların diliyle iman konularını yazacağım.Bazen bir kıssa,bin kelimeden daha öğretici olacaktır diye düşünüyorum.Hedef ibretlik bir olayla ilim öğretmek,insanı düşünceye sevk etmek ve kıssadan hisse vermektir.Kıssalar bize bizi anlatır;içimizdeki kimliği ortaya çıkarır,üzerimizdeki perdeyi kaldırır ve fıtratımızı gösterir.Kıssalar düşündürür,bazen tebessüm ettirir,bazen de ağlatır…Lafı fazla uzatmadan ilk kıssadan başlamak istiyorum.
VARSA GÖSTER
Bir grup fillozof Mevlana Celaleddin Rumi’ye gelerek bir kaç sual sormak istediklerini bildirirler.Niyetleri,birşeyler öğrenmek değil,müslümanları dinleri hakkında şüphe ve fitneye düşürmekti.hz,Mevlana,adamların halini hiç beğenmedi,onları üsdadıŞemss-i Tebrizi’ye gönderdi.Bunun üzerine grup onun yanına gittiler
Şems-iTebrizi mescitte,talebelerine ders veriyordu.Konu teyemmüm abdestiydi;onlara bir kerpiçle teyemmüm abdestinin nasıl alınacağını gösteriyordu.Gelen grup üç soru sormak istediklerini belirtirler.Şems-i Tebrizi,’’sorun”dedi.Adamlar içlerinden birini sözcü seçtiler.Adam ilk olarak şunu sordu:
-”Siz müslümanlar Allah var dersiniz,ama gösteremezsiniz;gvarsa gösterin,görelim ki inanalım” dedi.Şems-i Tebrizi ”öbür sorunu da sor dedi”.filozof,
-”Sizler şeytanın ateşten yaratıldığını söylüyor,sonrada onun ahirette cehenneme atılıp ateşle azap edileceğine inanıyorsunuz.Hiç ateş ateşe azap eder,acı verirmi?”diye sordu.Şems-i Tebrizi,”peki diğer sorunuda sor!”dedi.filozof,
-”Sizler;herkes dünyada yaptıklarının cezasını ahirette çekecek,oradamahkeme kurulaca,hesap sorulacak diyorsunuz.Bırakın insanları, nasıl isterlerse öyle yaşasınlar,ne istiyorlarsa yapsınlar.Ayrıca bi mahkemeye ne gerek varki?”dediAdam sorularını tamamlamıştı.Şimdi bunların cevabını istiyordu.Kendine göre cevap verilemeyecek sorular sorular sormuştu.Herkes Şems-i Tebrizi Hazretlerinebakıyordu.O ise gayet sakin di.Yerinden kalktı,filozofun yanına geldi ve elindeki kerpiçle adamın başına vurdu.Filozof ”vah başım”diyerekbaşına sarıldı.Şems-i Tebrizi Hazretleri çok şiddetli vurmamış olsada adamın canı yanmış ve başı biraz şişmişti.Adam bir sağa bir sola baktı,bu kadar insana birkaç kişi ile yapacağı birşey yoktu.Hemen dışarı çıktı,başını tutarak o bölgedeki mahkemeye gitti.Şems-i Tebrizi’yi hakime şikayet etti.Hakim ”bu nasıl olur”diyerek Şems-i Tebrizi’yi mahkemeye çağırttı.Durumu sordu.Şems-i Tebrizi
-”Ben ona bir kötülük etmedim,sadece sorduğu sorulara cevap verdim”dedi.Hakim,
-”Bu nasıl cevap vermektir,adam acı içinde kıvranıyor,senden şikayetçidir,işin aslı nedir?”diye sordu.Şems-i Tebrizi şöyle anlattı:
-”Efendim ,bu adam bana,”Allah varsa göster,göreyim ki inanayım”dedi.Bende buna”Olan herşey baş gözü ile gözükmez,işte misali”dedim;başına bir darbe vurup acıttım.Şimdi bu felsefeci,başındaki acıyı göstersinde görelim.Eğer başında acı yoksa niçin beni şikayete geldi?Varsa göstersin!”dedi.Filozof şaşırarak,
-”Başımda acı var ama gösteremem”dedi.Şems-i Tebrizi de ”İşte bu acı gibi,Allah Teâlâda vardır,fakat kafa gözüyle görülmez,o ancak akılla bilinir,kalple tanınır,ruhla sevilir ve ahirette nurla görülür”dedi.Şems-i Tebrizi ikinci soruya verdiği cevabı şöyle açıkladı:
-”Bu adam,sizler ‘Şeytan ateşten yaratıldı,ahirette ateşe atılacakve ateşle azap görecek’diyorsunuz;ateş ateşe ne zarar verirki?dedi.Bende topraktan yaratılan bu insana topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum.Ona,’Bak toprak toprağa nasıl acı veriyor,biraz daha set vursaydım öldürürdü,demek ki ateş ateşe azap eder demek istedim’dedi.Şems-i Tebrizi üçüncü sorunun cevabını şöyle açıkladı:
-”Bu adam bana,’Bırakın insanları dünyada herkes istediğini yapsın,niçin ahirette mahkeme,hesap ve ceza var?dedi’Ben de onun başına vurmak istedim ve vurdum.O niçin hemen mahkemeye koştu?Ben ona şunu demek istedim:’Bu dünyada herkes istedini yaparsa alemi zulüm kaplar.Kendisine zulm yapılan çok insan var ki zayıftır,zalimden hakkını alamaz.Herkes mahkeme bulamaz.İşte Allah ahirette mahkeme kurup herkese yaptığının hesabını soracak,zalimden mazlumun hakkını alacak,gereken cezayı verecek ve adalet yerini bulacak’dedim.
Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında hayret etti,mahçup oldu,söz söyleyemez hale düştü.Hakime dönüp,”abaen sorduğum soruların cevabını şimdi anladım”dedi.
Evet arkadaşlar size ilk Şems-i Tebrizi Hazretlerinin hayatından güzel bi kıssa anlattım.Umarım beğenmişsinizdir.Herşeyden bir ders alacağımızı düşünüyorum.
Görülmeyen şeyler yoktur demek,tam bir cehalettir.Var olan şeyleri görmeye çalışmakta tam bir gaflettir.Mesela normal bir insanda akıl vardır,fakat görülmez.Görülmüyor diye aklı inkar etmek,ilme ve hakikate terstir.Bunu hiçbir akıl da kabul etmez.İlim,sevgi,merhamet gibi manevi şeyler de baş gözüyle görülmez.Bütün bunlar ancak nurlanmış bir kalp gözüyle görülür,o da herkeste yoktur.Biz bu tür şeylerin varlığını alamet ve sonuçlarından anlarız.Sonra,’mevcut olan her şey baş gözü ile görülür’demek de yanlıştır.Baş gözünün bir görüş alanı ve sınırı vardır,ötesi önünde olduğu halde göremez.Görmesi için ya insan yada o şey yakına gelmeli,görüş alanı içine girmeli.Yani göz,maddeyide her şartta göremez.Bazı şeylerin bizden gizlenmesi,baş gözüyle onları göremeyişimiz aslında bir rahmettir.Eğer etrafımızda bulunan bütün mikropları,cinleri,şeytanları,melekleri,karşımızdaki insanın içindeki kötü huyları,kabirdeki azapları ve başımıza gelecek şeyleri önceden görecek olsaydık hayatımız kararı.düzenimiz bozulur,hayat çekilmez olurdu.Yüce Allah dünyada baş gözüyle görülmez,ancak kalp gözüyle görülebilir.Bu saadette temiz kalplere nasip olur.Rabbim bizleride onu gören mü’minlerden eylesin inş arkadaşlar.Allaha emanet olunuz.Yazımı son olarak bu güzel sözle bitirmek istiyorum;
”KÜFÜRLE KARARMIŞ KALPLER,İMAN NURUYLA TEMİZLENMEDİĞİ SÜRECE NE DÜNYADA NE DE AHİRETTE YÜCE ALLAH’I GÖREMEZ.”
(ezel)